<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Makale Koleksiyonu</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/2195" rel="alternate"/>
<subtitle>Articles Collection</subtitle>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/2195</id>
<updated>2026-04-10T18:32:27Z</updated>
<dc:date>2026-04-10T18:32:27Z</dc:date>
<entry>
<title>Hegel’in Toplum Sözleşmesi Teorileri Eleştirisi</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3663" rel="alternate"/>
<author>
<name>Albayrak, Ömer Behiç</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3663</id>
<updated>2025-08-18T08:53:02Z</updated>
<published>2022-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Hegel’in Toplum Sözleşmesi Teorileri Eleştirisi
Albayrak, Ömer Behiç
İnsanın toplumsallığını anlamak ve gerektiğinde değiştirmek için tarih boyunca çeşitli açıklamalar üretilmiştir. İçinde yaşadığımız modern-kapitalist dünyanın gelişme sürecine paralel biçimde ilerleyen modern egemen devlet kavramı da kendisini meşrulaştıracak olan toplum sözleşmesi teorileriyle birlikte biçimlenmiştir. Her ne kadar bu konu altında genel olarak anılan filozoflar Jean-Jacques Rousseau, John Locke ve Thomas Hobbes olsa da konuyla ilgilenen filozofların sayısı oldukça fazladır. Önemli bir başka nokta da bu teorilere temel teşkil eden doğal hak düşüncesinin söz konusu filozofların çağlarından çok daha geriye giden bir geçmişe sahip olduklarıdır. Modern dönem sözleşme teorilerinin doğal hak varsayımlarından en önemli farkı, yeni biçimlenen devletin meşruiyet kaynağını kutsal metinlere ve Kilise’ye değil, varsayımsal bir doğa durumuna ya da kendi eylemlerinin belirleyicisi olan bir özgür özne kavramına dayandırmalarıdır. Kendi siyasi birliğini kurmaya çalışan 18. ve 19. Yüzyıl Almanya’sının filozoflarına baktığımızda onların en başta bu teorilerin varsayımlarını sergilemeye ve eleştirmeye çalıştıklarını görürüz. Bu çerçevede Hegel’in eleştirisi bu teorilerin ilk bütünsel ve felsefi eleştirisini oluşturur. Bu metinde Hegel’in toplum sözleşmelerinin varsayımlarına yönelttikleri eleştiriler, onun öncülleri olan Kant ve Fichte’nin düşünceleriyle birlikte tartışılacaktır.
</summary>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Josef van Ess(1934-2021)</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3662" rel="alternate"/>
<author>
<name>Görgün, Hilal</name>
</author>
<author>
<name>Görgün, Tahsin</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3662</id>
<updated>2025-08-18T08:44:40Z</updated>
<published>2022-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Josef van Ess(1934-2021)
Görgün, Hilal; Görgün, Tahsin
20 Kasım 2021’de Tübingen’de nevi şahsına münhasır bir bilim adam ı, kendi deyişiyle bir “kültür bilimcisi” (Kulturwissenschaftler) olan Josef van Ess hayata gözlerini yumdu. Naziler’in iktidara gelişinden bir yıl sonra dün- yaya gelen Josef van Ess hakkında konuşmak biraz da II. Dünya Harbi son- rası Alman oryantalizmi kadar Alman siyasî ve kültür tarihini de incelemek demektir. Zira Josef van Ess sadece dar anlamda “bilimsel konularda” yazma- mış, aynı zamanda bu bilimin “yapılış şekli” ve “yapıldığı ortam” hakkında da önemli bilgiler vermiş, değerlendirmelerde bulunmuştur.
</summary>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Olumlama ve Olumsuzlama İbn Sînâ’nın el-İbâre’sini Helenistik Şarihlerle Birlikte Okumak</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3661" rel="alternate"/>
<author>
<name>Şaman, Esat Burak</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3661</id>
<updated>2025-08-18T08:38:55Z</updated>
<published>2022-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Olumlama ve Olumsuzlama İbn Sînâ’nın el-İbâre’sini Helenistik Şarihlerle Birlikte Okumak
Şaman, Esat Burak
Aristoteles’in Peri Hermêneias’ta olumlama ve olumsuzlama arasında ortaya attığı öncelik ve sonralık ilişkisinin mantık açısından yükleme ve hüküm bağlamında birtakım önemli sonuçları olmuştur. Mantıksal bakımdan karşımıza çıkan problem olumlama, yani bir şeyi bir başka şey hakkında öne sürme ile olumsuzlamanın, yani bir şeyi başka bir şeyden ayırarak öne sürmenin söz olmak bakımından aynı statüde olup olmadıklarına ilişkindir. İbn Sînâ, eş-Şifâ külliyatının Peri Hermêneias’a karşılık gelen eseri olan, el-İbâre’nin birinci makalesinin beşinci faslında (el-İbâre, I.5) olumlama ve olumsuzlamayı bu mantıksal sorun bakımından ele alır ve konuya dair kendi pozisyonunu nispet ve hüküm ayrımı üzerinden ortaya koyar. Ne var ki eş-Şeyh’ur-Reîs’in metni bazı açılardan okuyucu için kapalı bir görünüm arz etmektedir. Bu kapalılığın sebebi İbn Sînâ’nın metninin arka planında Helenistik şarihler arasında cereyan eden bir tartışmanın yatmasıdır. Bu makale el-İbâre’nin mevzubahis pasajlarındaki mantıksal problemi daha iyi anlamak için mevzubahis metni Helenistik şarihlerle birlikte okumayı teklif etmektedir. Bu okumada başvuracağımız kaynak, Peri Hermêneias’a Latince şerh yazmış olan Boethius’tur. Çalışmamızda Boethius’un şerhinin ilgili bölümünde, fikirlerini aktardığı Helenistik şarihlerin (Aphrodisiaslı İskender, Porphyrios ve Syrianos) pozisyonlarının İbn Sînâ’nın olumlama ve olumsuzlamaya dair savunduğu ve eleştirdiği görüşlerle örtüştüğünü ortaya koymaya çalışacağız. Bu bakımdan makaledeki okumamız, bir yandan İbn Sînâ’nın ilgili metnini ve bu metindeki mantıksal sonuçları, diğer yandan filozofun Helenistik şarihlerle ilişkisinin boyutlarını daha iyi anlamayı amaçlamaktadır.
</summary>
<dc:date>2022-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Heidegger ve İslam Düşüncesi: Kaygının Hristiyan Kökeni ve Tecrübe-Akıl Farkı</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3620" rel="alternate"/>
<author>
<name>Varlık, Selami</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3620</id>
<updated>2025-08-12T13:34:15Z</updated>
<published>2024-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Heidegger ve İslam Düşüncesi: Kaygının Hristiyan Kökeni ve Tecrübe-Akıl Farkı
Varlık, Selami
Heidegger’in felsefesi ile İslam düşüncesinin çeşitli figürleri arasında çok sayıda karşılaştırma yapılmıştır. Bu ilginin temel nedenlerinden biri, onun modern egemen özneye yönelik eleştirisidir. Heidegger modernitenin kesin öznesine, güvensiz ve kaygı (Sorge) sahibi Dasein fikriyle karşı çıkar. Bu kaygının temeli ise Hristiyanlığın kökensel tecrübesine, özellikle de Pavlus, Augustinus ve Luther’de bulduğumuz aslî günah ve çarmıh olgularına dayanır. Çalışmamızın amacı, İslam düşüncesi açısından Heidegger’in bu dini önkabullerine ilişkin biri içeriksel diğeri şekilsel iki sorunu incelemektir. İlk olarak, önkabullerin içeriği açısından kaygı, insanı hakikati tanımaya ve bu dünyada belirli bir huzur kazanmaya yatkın kılan fıtrat kavramına kökten karşıttır. Lakin, kanaatimizce Hristiyan tecrübe Heidegger’in sadece önkabullerinin içeriğini değil, aynı zamanda biçimsel düzeyde felsefenin her zaman önkabullerle başladığı fikrini de etkilemiştir. Böylece, ikinci olarak, Heidegger’in akıl aleyhine olgusal yaşamın birincilliğine yaptığı vurgu, Kur’an’ın akla verdiği öncelikten farklılaşır. Heidegger için yorumlama daima bir önanlamayla başlar zira kaygı dünyanın birincil tecrübesini oluşturur. Böylece, akıl bir tarafta aslî günahla engellendiği için bir tahakküm aracı iken, diğer tarafta hakikatin tanınmasında merkezi bir rol oynar. Ayrıca bu sorunlar, Hristiyan inancına çok şey borçlu olan Kıta felsefesinin önemli bir kısmını ilgilendirir. Bu çalışmayla amacımız, Heidegger ve İslam düşüncesi arasındaki yakınlaşmayı eleştirmekten ziyade, kesin ve sağlam temellere dayanması gerektiğini savunmaktır.
</summary>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
