<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Yüksek Lisans</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/2228" rel="alternate"/>
<subtitle>Master</subtitle>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/2228</id>
<updated>2026-04-14T19:34:31Z</updated>
<dc:date>2026-04-14T19:34:31Z</dc:date>
<entry>
<title>Analitik metafizikte öz ve zorunluluk ilişkisi üzerine bir inceleme : Kripke ve Fine örnekleri</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/4416" rel="alternate"/>
<author>
<name>Yüksel, Yusuf Ferzan</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/4416</id>
<updated>2025-12-15T11:47:17Z</updated>
<published>2025-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Analitik metafizikte öz ve zorunluluk ilişkisi üzerine bir inceleme : Kripke ve Fine örnekleri
Yüksel, Yusuf Ferzan
Öz ve zorunluluğun nasıl anlaşılacağı ve aralarındaki ilişkinin ne surette kurulması gerektiği, antik dönemden bu yana felsefenin temel konularından olagelmiştir. Bu konu çağdaş analitik metafizik içerisinde de on yıllardır tartışılmaktadır. Bu çalışmada, önde gelen iki analitik felsefeci Saul Kripke ve Kit Fine'ın bu konudaki birbirine ters düşen yaklaşımlarını inceledik. Kripke mümkün dünyalar anlam bilimi, adların katı göstericiliği, doğru ayniyet ifadelerinin zorunluluğu ve zorunlu a posteriori yargılar gibi düşüncelerden hareketle özcülüğün yeniden savunulabileceğini göstermeye çalışır. Kit Fine ise özlerin bilgisine zorunluluklardan hareketle erişebileceğimiz şeklindeki bu yaklaşıma karşı çıkarak, özlerin zorunluluklara öncelenmesi gerektiğini, hakiki tanımlar yoluyla ifade edilen özlerin ve bu itibarla da şeylerin ayniyetlerinin zorunlulukların kaynağı olarak düşünülmesi gerektiğini savunur.&#13;
-----&#13;
How essence, necessity and the nature of the relationship between them, should be understood, has been one of the central topics of philosophy since antiquity. This issue has also been debated for decades within contemporary analytic metaphysics. In this study, we discussed the opposing approaches of two prominent philosophers in analytic philosophy, Saul Kripke and Kit Fine, regarding this topic. In the first section, we examined how Kripke, by drawing on ideas such as possible worlds semantics, rigidity of names, necessity of true identity statements, and necessary a posteriori judgments, sought to reassert essentialism. In the second section, we analyzed Fine's critical approach, who argued against Kripke's prioritization of modality over essences. Fine contended that essences, expressed through real definitions, must be considered as prior to modality and that the identities of things should be regarded as the source of necessities.
</summary>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Modern metafizikten çağdaş fiziğe içine girilmezlik sorunu</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/4415" rel="alternate"/>
<author>
<name>Yılmaz, Sümeyra</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/4415</id>
<updated>2025-12-15T11:42:42Z</updated>
<published>2020-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Modern metafizikten çağdaş fiziğe içine girilmezlik sorunu
Yılmaz, Sümeyra
Bu çalışma, "madde içsel olarak nasıl bir yapıya sahiptir?" sorusu bağlamında maddenin yapısını anlamamızda kilit rol oynayacağı düşünülen içine girilmezlik (impenetrability) kavramının fiziksel ve metafiziksel yapısını ve sonuçlarını bir süreç içerisinde ele almaktadır. Bu kapsamda öncelikle modern felsefede içine girilmezlik sorununun nasıl ortaya çıktığı ve ele alındığı incelendikten sonra kuantum mekaniği ile birlikte geliştirilen alan teorileri bağlamında özellikle Pauli dışarlama ilkesine odaklanılmaktadır. Böyle bir seyir içinde ilerleyen çalışma nihai olarak Kant'ın klasik mekanikte ortaya koyduğu doğa bilimlerinin saf ve metafiziksel zemininin bir benzerini kuantum mekaniği için de ortaya koymanın imkanını tartışmaya açmayı hedeflemektedir.&#13;
-----&#13;
This thesis tackles the physical and metaphysical structure and consequences of the concept of impenetrability which is thought to play a key role in understanding the structure of matter in the context of the question "what is the internal structure of matter?". In this sense, after examining how the problem of impenetrability has emerged and been addressed in modern philosophy, the study focuses particularly on the Pauli exclusion principle in the context of field theories developed within quantum mechanics. In this thesis proceeding in such a course, it is ultimately aimed to open up for discussion that there is possibility of propounding a similar one of the pure and metaphysical grounds of natural sciences, which Kant has put forward in classical mechanics, for quantum mechanics as well.
</summary>
<dc:date>2020-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Feminist fenomenolojide bedenlenme</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/4414" rel="alternate"/>
<author>
<name>Yılmaz Emın, Sümeyye</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/4414</id>
<updated>2025-12-15T11:40:16Z</updated>
<published>2024-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Feminist fenomenolojide bedenlenme
Yılmaz Emın, Sümeyye
Bedene yönelik doğalcı yaklaşımlar bedeni ruhun epifenomeni olarak ikincil bir konumda görürler. Bu yaklaşıma göre ruh da beden de doğaları gereği belirli ayrı özelliklere sahip iki unsurdur. Ancak bedenin belirli bir doğası olduğunu söylemek bedene sahip bireyleri belirli toplumsal pratikler, roller ve normlar çerçevesine hapsederek onların varoluşsal olasılıklarını görmezden gelir. Bununla beraber 20. yüzyılın başlarında fenomenoloji ve feminist kuramın bedenlenme deneyimini doğalcı belirlenimlerden bağımsız bir oluş olarak ele alması doğalcı yaklaşımın varsayımlarını sorunsallaştırır. Bedenlenmeyi dinamik ve özcü olmayan kavramlarla anlayan bu yeni yaklaşımda, belirlenmemiş ve olanaklara sahip olarak bedenin bir üslup şeklinde nasıl bir öznenin belirli bir bedensel ifadesi haline geldiği ve bu üslubun cinsellik, cinsel farklılık ve cinsiyetle nasıl bir bağı olduğu bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bedenlenme sürecinin bu karmaşık yapısı feminist kuram ve fenomenolojinin argümanlarından beslenen ve bu iki geleneğin ortak kaygılarını tek bir projede birleştiren feminist fenomenolojinin bedenlenmeye yönelik özgün katkılarıyla anlaşılır hale gelir.&#13;
-----&#13;
Bedene yönelik doğalcı yaklaşımlar bedeni ruhun epifenomeni olarak ikincil bir konumda görürler. Bu yaklaşıma göre ruh da beden de doğaları gereği belirli ayrı özelliklere sahip iki unsurdur. Ancak bedenin belirli bir doğası olduğunu söylemek bedene sahip bireyleri belirli toplumsal pratikler, roller ve normlar çerçevesine hapsederek onların varoluşsal olasılıklarını görmezden gelir. Bununla beraber 20. yüzyılın başlarında fenomenoloji ve feminist kuramın bedenlenme deneyimini doğalcı belirlenimlerden bağımsız bir oluş olarak ele alması doğalcı yaklaşımın varsayımlarını sorunsallaştırır. Bedenlenmeyi dinamik ve özcü olmayan kavramlarla anlayan bu yeni yaklaşımda, belirlenmemiş ve olanaklara sahip olarak bedenin bir üslup şeklinde nasıl bir öznenin belirli bir bedensel ifadesi haline geldiği ve bu üslubun cinsellik, cinsel farklılık ve cinsiyetle nasıl bir bağı olduğu bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bedenlenme sürecinin bu karmaşık yapısı feminist kuram ve fenomenolojinin argümanlarından beslenen ve bu iki geleneğin ortak kaygılarını tek bir projede birleştiren feminist fenomenolojinin bedenlenmeye yönelik özgün katkılarıyla anlaşılır hale gelir.
</summary>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Hannah Arendt'te vita activa ve etik</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/4413" rel="alternate"/>
<author>
<name>Üstün, Meryem</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/4413</id>
<updated>2025-12-15T11:36:50Z</updated>
<published>2024-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Hannah Arendt'te vita activa ve etik
Üstün, Meryem
Arendt'e göre yaşadığımız dünyada varlığımızın temel koşulları bedenimizin emeği, elimizin işi ve nihayetinde de bu dünyayı paylaştığımız başkalarıdır. Bedenimiz biyolojik varlığını korumaya çalışırken elimiz ürettiği eşyalar ve kurumlar aracılığı ile dünyadaki kalıcılığımızı sağlamaktadır. Arendt için nesnel dünyamızı kuran ve oradaki varoluş şartlarımızı belirleyen, tüm ilişkiler ağımızı kurarak yaşadığımız dünyaya ilişkin rol ve anlam üreten ise söz ve edimle varlık gösterdiğimiz kamusal varlığımızdır. Başkalarıyla birlikte paylaştığımız bu alan, Arendt'e göre dünyaya ilişkin anlam arayışımızın da cevabını oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Arendt'in temaşa ve bilgi merkezli düşünme tarzlarının yapayalnızlığı ile çoğulluk durumunda ortaya çıkan kamusal varlığımızın somut deneyimleri çatıştırarak ortaya koyduğu vita activa kavramı ele alınmış ve felsefi incelemeye tabi tutulmuştur. Buna göre doğmak suretiyle içine girdiğimiz biyografik olaylarla dolu eylem alanında insan, bilgiden çok daha fazlasına ihtiyaç duymaktadır. Somut gerçeklik ve deneyimler tarafından belirlenen zihin dünyası, düşünürken yargılar oluşturmakta ve süreç her seferinde yine başkalarının somut varlığına uzanmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma, Arendt'in düşünce ve eylem hattı üzerinden düşünme faaliyetini doğrudan vicdani ve etik boyutla nasıl ilişkilendirdiğini ortaya koymayı amaçlamıştır.&#13;
-----&#13;
According to Arendt, the fundamental conditions of our existence in the world we live in are the labor of our bodies, the work of our hands, and ultimately, others with whom we share this world. While our bodies strive to preserve their biological existence, our hands, through the things and institutions they produce, ensure our permanence in the world. For Arendt, our public existence, which manifests itself through speech and action by establishing the network of relationships that constitute our objective world, generates roles and meanings regarding the world we inhabit. This shared space with others, according to Arendt, constitutes the answer to our quest for meaning in the world. This study examines Arendt's concept of vita activa, which contrasts the solitude of contemplation and knowledge-oriented thinking with the concrete experiences of our public existence that emerge in plurality. It subjects Arendt's philosophical ideas to scrutiny by discussing how in the realm of action, filled with biographical events we enter by birth, humans require more than knowledge. The realm of the mind, shaped by concrete realities and experiences, forms judgments during thought processes, continually reaching out to the concrete existence of others. In this context, the study aims to elucidate how Arendt directly relates the activity of thinking through her line of thought and action to the ethical and conscientious dimensions.
</summary>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
