<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Sempozyumu I (29 Mayıs-1 Haziran 2013)</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/2783" rel="alternate"/>
<subtitle>Symposium I (29 Mayıs-1 Haziran 2013)</subtitle>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/2783</id>
<updated>2026-04-11T12:53:47Z</updated>
<dc:date>2026-04-11T12:53:47Z</dc:date>
<entry>
<title>A Muslim/Turkish Minority in Ottoman Constantinople: The Muslim/Turkish Students of Robert College (1866–1925)</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/138" rel="alternate"/>
<author>
<name>Orlin, Sabev</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/138</id>
<updated>2020-09-15T09:01:34Z</updated>
<published>2013-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">A Muslim/Turkish Minority in Ottoman Constantinople: The Muslim/Turkish Students of Robert College (1866–1925); A Muslim/Turkish Minority in Ottoman Constantinople: The Muslim/Turkish Students of Robert College (1866–1925)
Orlin, Sabev
Robert College, founded by American Protestant missionaries&#13;
in Constantinople in 1863, started its first academic schools with&#13;
students belonging to a variety of nationalities, no Turks or Muslims&#13;
among them (the first were enrolled in the school year of 1866-1867),&#13;
while in the ninety-second academic year (1954-1955) the Turkish&#13;
students numbered 780 out of the total number of 1051, that is, they&#13;
constituted 74 percent of Robert College’s student body.&#13;
The college attracted students of various nationalities such as&#13;
Armenians, Greeks, Bulgarians, Turks, and others as well. However,&#13;
due to a variety of reasons, these nationalities were not present on&#13;
equal level throughout Robert College’s history. In the very beginning&#13;
the Armenian and the Bulgarian students prevailed, then during&#13;
the first two decades of the twentieth century the Greek students&#13;
outnumbered the others, and finally, as of the establishment of the&#13;
Republic of Turkey, the Turkish students became more numerous&#13;
at the expense of all the other nationalities which had previously&#13;
dominated in terms of number.1 In other words, during the Ottoman&#13;
period of Robert College’s history the Turkish students, despite&#13;
the gradual increase of their number, always constituted a minority.&#13;
Since the overwhelming part of these students came from Istanbul&#13;
proper, they must have actually found themselves in an ethnic-religious&#13;
composition, which was completely reverse to that of the then&#13;
city. As a matter of fact, it became true only in the last quarter of the&#13;
nineteenth century since by the late 1880s more than half of the city’s&#13;
population was non-Muslim. In the first two decades of the twentieth&#13;
century the number of Muslim inhabitants reached and surpassed&#13;
70 percent.2 Hence the Turkish/Muslim students of the Ottoman&#13;
Robert College constituted a minority in a Christian and non-Turkish&#13;
speaking milieu, regardless the fact that they came from a society,&#13;
in which the faith and language of their fathers were dominant.; Robert College, founded by American Protestant missionaries in Constantinople in 1863, started its first academic schools with students belonging to a variety of nationalities, no Turks or Muslims among them (the first were enrolled in the school year of 1866-1867), while in the ninety-second academic year (1954-1955) the Turkish students numbered 780 out of the total number of 1051, that is, they constituted 74 percent of Robert College’s student body. The college attracted students of various nationalities such as Armenians, Greeks, Bulgarians, Turks, and others as well. However, due to a variety of reasons, these nationalities were not present on equal level throughout Robert College’s history. In the very beginning the Armenian and the Bulgarian students prevailed, then during the first two decades of the twentieth century the Greek students outnumbered the others, and finally, as of the establishment of the Republic of Turkey, the Turkish students became more numerous at the expense of all the other nationalities which had previously dominated in terms of number.1 In other words, during the Ottoman period of Robert College’s history the Turkish students, despite the gradual increase of their number, always constituted a minority. Since the overwhelming part of these students came from Istanbul proper, they must have actually found themselves in an ethnic-religious composition, which was completely reverse to that of the then city. As a matter of fact, it became true only in the last quarter of the nineteenth century since by the late 1880s more than half of the city’s population was non-Muslim. In the first two decades of the twentieth century the number of Muslim inhabitants reached and surpassed 70 percent.2 Hence the Turkish/Muslim students of the Ottoman Robert College constituted a minority in a Christian and non-Turkish speaking milieu, regardless the fact that they came from a society, in which the faith and language of their fathers were dominant.
</summary>
<dc:date>2013-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Fetih Sonrası İstanbul’da İlk Tasavvufî Yapılanmalar ve Fâtih Sultan Mehmed</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/137" rel="alternate"/>
<author>
<name>Öngören, Reşat</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/137</id>
<updated>2020-09-15T09:02:39Z</updated>
<published>2013-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Fetih Sonrası İstanbul’da İlk Tasavvufî Yapılanmalar ve Fâtih Sultan Mehmed; Fetih Sonrası İstanbul’da İlk Tasavvufî Yapılanmalar ve Fâtih Sultan Mehmed
Öngören, Reşat
Osmanlı’da tasavvuf ehlinin seferlere katılarak fetihlere destek&#13;
oldukları bilinmektedir. İstanbul’un fethi sırasında da pek çok&#13;
sûfî orduya destek için Sultan II. Mehmed’in yanında yer almıştır.&#13;
Evliyâ Çelebi’nin kaydına göre Nakşibendiyye mensupları muhasara&#13;
esnasında Aya kapısından surlara sarıldılar ve hepsi şehit düşerek&#13;
Sirkeci’deki Kale kapısı dâhilinde defnedildiler.Zeyniyye tarikatı&#13;
mensuplarından üç yüz kadarı Şeyh Cebe Ali (Cibâli) önderliğinde&#13;
Cibali kapısından sarıldılar, Cebe Ali şehit düşerek Gül Câmii’nin&#13;
haziresine defnedildi.Zeyniyye’den bir başka şeyh Sarıkadızâde&#13;
Şeyh Mustafa da (ö. 887/1482) fethe katılanlardandır.Öte yandan&#13;
Bayrâmiyye’den Şeyh Akşemseddin ve Akbıyık Meczub fethe iştirak&#13;
etmiş, özellikle Akşemseddin’in II. Mehmed’e yaptığı telkinler&#13;
fethin gerçekleşmesinde etkili olmuştur. Kaydedildiğine göre muhasara uzayıp surlar bir türlü aşılamayınca Sultan Mehmed musâhibi Veliyyüddinoğlu Ahmed Paşa’yı Akşemseddin’e göndermiş ve fethin gerçekleşeceğine dair manevİ bir işAretin olup olmadığını&#13;
sordurmuştu. Akşemseddin ise gönderdiği cevapta sultana fetih&#13;
müjdesi vermişti.; Osmanlı’da tasavvuf ehlinin seferlere katılarak fetihlere destek oldukları bilinmektedir. İstanbul’un fethi sırasında da pek çok sûfî orduya destek için Sultan II. Mehmed’in yanında yer almıştır. Evliyâ Çelebi’nin kaydına göre Nakşibendiyye mensupları muhasara esnasında Aya kapısından surlara sarıldılar ve hepsi şehit düşerek Sirkeci’deki Kale kapısı dâhilinde defnedildiler.Zeyniyye tarikatı mensuplarından üç yüz kadarı Şeyh Cebe Ali (Cibâli) önderliğinde Cibali kapısından sarıldılar, Cebe Ali şehit düşerek Gül Câmii’nin haziresine defnedildi.Zeyniyye’den bir başka şeyh Sarıkadızâde Şeyh Mustafa da (ö. 887/1482) fethe katılanlardandır.Öte yandan Bayrâmiyye’den Şeyh Akşemseddin ve Akbıyık Meczub fethe iştirak etmiş, özellikle Akşemseddin’in II. Mehmed’e yaptığı telkinler fethin gerçekleşmesinde etkili olmuştur. Kaydedildiğine göre muhasara uzayıp surlar bir türlü aşılamayınca Sultan Mehmed musâhibi Veliyyüddinoğlu Ahmed Paşa’yı Akşemseddin’e göndermiş ve fethin gerçekleşeceğine dair manevİ bir işAretin olup olmadığını sordurmuştu. Akşemseddin ise gönderdiği cevapta sultana fetih müjdesi vermişti.
</summary>
<dc:date>2013-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>İki Arap Âliminin Gözünden XVI. Yüzyılda İstanbul</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/136" rel="alternate"/>
<author>
<name>Küçükaşçı, Mustafa S.</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/136</id>
<updated>2022-04-10T10:23:05Z</updated>
<published>2013-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">İki Arap Âliminin Gözünden XVI. Yüzyılda İstanbul; İki Arap Âliminin Gözünden XVI. Yüzyılda İstanbul
Küçükaşçı, Mustafa S.
İstanbul kuruluşundan itibaren yerli ve yabancı pek çok insanın&#13;
ilgisini çeken şehirlerin başında gelir. Önce Bizans daha sonra da&#13;
Osmanlı başkentini ziyaret eden bilgin ve gezginler gördüklerini kendilerinden&#13;
sonraki nesillere aktarmayı önemli görmüşlerdir. Osmanlı&#13;
döneminde başkent İstanbul’un dışında Mekke, Medine, Kudüs, Şam,&#13;
Kahire gibi kültürel bakımdan gelişmiş şehirler cazibe merkezleriydi.&#13;
Bu şehirlerarasında başta hadis olmak üzere çeşitli ilimleri tahsil&#13;
etmek ve bazı konularda bilimsel müzakerelerde bulunmak amacıyla&#13;
seyahatlere çıkmak yaygındı. Bununla birlikte payitaht İstanbul’u&#13;
diğerlerinden farklı kılan bir hususiyet daha vardı. O da İstanbul’un&#13;
sadece ilmî faaliyetler için değil aynı zamanda siyasî gerekçelerle de&#13;
ziyaret ediliyor olmasıydı. Osmanlı ülkesinin dört bir yanındaki âlimler&#13;
ilmî faaliyetlerinden başta padişah olmak üzere devlet adamlarının&#13;
haberdar olmasını sağlamaya çalışıyorlar, dolayısıyla da İstanbul’da&#13;
görev almayı ilim hayatlarındaki en büyük hedeflerden birisi olarak&#13;
görüyorlardı. Osmanlı döneminde gördüklerini kaydederek gelecek&#13;
nesillere aktarmak kaygısını Batılılar kadar taşımayan Müslüman&#13;
bilgin ve seyyahlar arasında İstanbul izlenimlerini sonraki nesillere&#13;
aktarabilmek amacıyla kayıt altına alanlar da olmuştur. Dinî ilimlerde yetkin bir âlim, aynı zamanda edip ve şair olan Bedreddin el-Gazzî&#13;
(ö. 1577) ile Mekke ve Yemen’e dair eserleriyle tanınan Kutbeddin&#13;
el-Mekkî’nin (ö. 1582), XVI. yüzyıl İstanbul’una dair izlenim ve kayıtları&#13;
bu yazının konusunu oluşturacaktır. Osmanlı toplum yapısı ve&#13;
düzeni altı asırlık tarihi boyunca çeşitli aşamalar geçirerek değişikliklere&#13;
uğramıştır. Bu husus İslâm dünyasının Osmanlı egemenliğine&#13;
girdiği XVI. yüzyılda daha da belirgindir. Bu bakımdan Bedreddin&#13;
el-Gazzî ile Kutbeddin el-Mekkî gibi içerden iki kişinin, Osmanlı&#13;
toplum ve devlet düzeninde önemli değişikliklerin yaşandığı XVI.&#13;
yüzyıldaki İstanbul’a dair izlenimleri önem arz etmektedir.; İstanbul kuruluşundan itibaren yerli ve yabancı pek çok insanın ilgisini çeken şehirlerin başında gelir. Önce Bizans daha sonra da Osmanlı başkentini ziyaret eden bilgin ve gezginler gördüklerini kendilerinden sonraki nesillere aktarmayı önemli görmüşlerdir. Osmanlı döneminde başkent İstanbul’un dışında Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Kahire gibi kültürel bakımdan gelişmiş şehirler cazibe merkezleriydi. Bu şehirlerarasında başta hadis olmak üzere çeşitli ilimleri tahsil etmek ve bazı konularda bilimsel müzakerelerde bulunmak amacıyla seyahatlere çıkmak yaygındı. Bununla birlikte payitaht İstanbul’u diğerlerinden farklı kılan bir hususiyet daha vardı. O da İstanbul’un sadece ilmî faaliyetler için değil aynı zamanda siyasî gerekçelerle de ziyaret ediliyor olmasıydı. Osmanlı ülkesinin dört bir yanındaki âlimler ilmî faaliyetlerinden başta padişah olmak üzere devlet adamlarının haberdar olmasını sağlamaya çalışıyorlar, dolayısıyla da İstanbul’da görev almayı ilim hayatlarındaki en büyük hedeflerden birisi olarak görüyorlardı. Osmanlı döneminde gördüklerini kaydederek gelecek nesillere aktarmak kaygısını Batılılar kadar taşımayan Müslüman bilgin ve seyyahlar arasında İstanbul izlenimlerini sonraki nesillere aktarabilmek amacıyla kayıt altına alanlar da olmuştur. Dinî ilimlerde yetkin bir âlim, aynı zamanda edip ve şair olan Bedreddin el-Gazzî (ö. 1577) ile Mekke ve Yemen’e dair eserleriyle tanınan Kutbeddin el-Mekkî’nin (ö. 1582), XVI. yüzyıl İstanbul’una dair izlenim ve kayıtları bu yazının konusunu oluşturacaktır. Osmanlı toplum yapısı ve düzeni altı asırlık tarihi boyunca çeşitli aşamalar geçirerek değişikliklere uğramıştır. Bu husus İslâm dünyasının Osmanlı egemenliğine girdiği XVI. yüzyılda daha da belirgindir. Bu bakımdan Bedreddin el-Gazzî ile Kutbeddin el-Mekkî gibi içerden iki kişinin, Osmanlı toplum ve devlet düzeninde önemli değişikliklerin yaşandığı XVI. yüzyıldaki İstanbul’a dair izlenimleri önem arz etmektedir.
</summary>
<dc:date>2013-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Lüfer Devri</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12723/135" rel="alternate"/>
<author>
<name>Güler, Ruhi</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12723/135</id>
<updated>2020-09-15T11:48:54Z</updated>
<published>2013-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Lüfer Devri; Lüfer Devri
Güler, Ruhi
İstanbul’da yaşayanlar, Boğaziçi’nde tutulan balıkların dünyanın&#13;
en leziz balıkları olduğunu biliyorlar mı? Eskiler buna inanırlardı,&#13;
zaten hakikat de budur. İsterseniz yurt dışında herhangi bir&#13;
lokantada lüfer ızgara sipariş edin. Önünüze gelene bakıp “Ah, şimdi&#13;
İstanbul’da olmak vardı” demeyecek misiniz?&#13;
İstanbul’da yaşayanlar, Karadeniz’in dünyanın en mükemmel&#13;
balık havuzu olduğunu ve burada lezzeti kıvama gelen balıkların&#13;
yaz mevsiminin sonlarında İstanbul’a doğru yola çıktığını, balık&#13;
mevsiminde “ol mâhilerin” Boğaziçi’ni şenlendirdiğini biliyorlar&#13;
mı? Göç eden balıklar düşünüldüğünde, dünyada İstanbul’dan gayri&#13;
özel balık havuzu olan bir başka şehir daha var mıdır? Burada&#13;
önemli olan, balığın Karadeniz’de tutulup İstanbul’a getirilmesi&#13;
değil, balıkların kendiliğinden Boğaziçi’ne gelmeleridir. Göçmen&#13;
balıkların Karadeniz’e sahili bulunan bunca şehrin ahalisini kendilerinden mahrum bırakarak İstanbul’da arz-ı endam etmelerinin&#13;
anlamı nedir?; İstanbul’da yaşayanlar, Boğaziçi’nde tutulan balıkların dünyanın en leziz balıkları olduğunu biliyorlar mı? Eskiler buna inanırlardı, zaten hakikat de budur. İsterseniz yurt dışında herhangi bir lokantada lüfer ızgara sipariş edin. Önünüze gelene bakıp “Ah, şimdi İstanbul’da olmak vardı” demeyecek misiniz? İstanbul’da yaşayanlar, Karadeniz’in dünyanın en mükemmel balık havuzu olduğunu ve burada lezzeti kıvama gelen balıkların yaz mevsiminin sonlarında İstanbul’a doğru yola çıktığını, balık mevsiminde “ol mâhilerin” Boğaziçi’ni şenlendirdiğini biliyorlar mı? Göç eden balıklar düşünüldüğünde, dünyada İstanbul’dan gayri özel balık havuzu olan bir başka şehir daha var mıdır? Burada önemli olan, balığın Karadeniz’de tutulup İstanbul’a getirilmesi değil, balıkların kendiliğinden Boğaziçi’ne gelmeleridir. Göçmen balıkların Karadeniz’e sahili bulunan bunca şehrin ahalisini kendilerinden mahrum bırakarak İstanbul’da arz-ı endam etmelerinin anlamı nedir?
</summary>
<dc:date>2013-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
