<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rdf:RDF xmlns="http://purl.org/rss/1.0/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel rdf:about="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3715">
<title>Sayı 64</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3715</link>
<description>Issue 64</description>
<items>
<rdf:Seq>
<rdf:li rdf:resource="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3781"/>
<rdf:li rdf:resource="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3780"/>
<rdf:li rdf:resource="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3779"/>
<rdf:li rdf:resource="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3778"/>
</rdf:Seq>
</items>
<dc:date>2026-04-08T02:21:06Z</dc:date>
</channel>
<item rdf:about="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3781">
<title>Kendisini Doğulu Olarak Hisseden Bir Oryantalistin Ben-Anlatısı: Hammer’in Hatıratı</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3781</link>
<description>Kendisini Doğulu Olarak Hisseden Bir Oryantalistin Ben-Anlatısı: Hammer’in Hatıratı
Kacır, Tuğba İsmailoğlu
Avusturyalı oryantalist, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi’nin yazarı Baron Joseph von Hammer-Purgstall’ın (ö. 1856) el yazısı ile 5904 sayfa yekununda bir hatıratı bulunmaktadır. Hammer, altmış yedi yaşında iken yazmaya başladığı bu hatıratı, on iki yıl boyunca her yaz altı haftasını ayırarak tamamlamıştır. “Yaşayan en önemli oryantalist” olarak saygı gördüğü bu yıllarda, Hammer’in biyografisini yazmak isteyen pek çok meslektaşı ve arkadaşı olmuş, ancak kendisi yaşadıklarını temize çekme fırsatı olarak gördüğünü anladığımız bu hikâyeyi bizzat anlatmak istemiştir. Gerek Hammer’in bir tarihçi olarak kendisini gelecek kuşaklara anlatma çabası, gerek metnin on iki yıl boyunca fasılalarla yazılmış olması bu hatırata ilginç bir karakter kazandırmıştır. Hammer hatıratını sağlığında yayımlamamış, ancak kendisinden sonra yayımlanmasını istemiştir. Ayrıca hatıratında anlattığı olaylara şahitlik eden mektupları da numaralandırarak tasnif etmiş ve kaynak olarak sunmuştur.&#13;
Kendi beyanıyla “ilerleyen yaşı ve yazılacak başka önemli konu kalmaması sebebiyle” yetmiş sekiz yaşında hatıratını yazmayı tamamladığında yirmi dört sayfalık formalardan oluşan iki yüz kırk altı defter doldurmuştur. Hammer, Almanca olan hatıratını yazmaya “Bismillah” ile başlar ve “Elhamdulillâh temme bi-inâyetillâh” diyerek tamamlar. Kendisini “ruhen bir Şarklı” olarak hisseden, Asya toprakları için “manevi anavatanım” diyen, gündelik rutinine kimi ibadetler de dahil olmak üzere Türk-İslam geleneğine ait ritüelleri ekleyerek hayatını bir Doğulu gibi yaşamaya çalışan Hammer’in elinden çıkmış bu metin Osmanlı ben-anlatıları çalışmaları için ilgi çekici bir noktada durmaktadır. Bu çalışmada kendisini iki dünya arasında konumlandırmış çok yönlü bir 19. yüzyıl entelektüelinin metnini nasıl anlamalıyız sorusu üzerinden gidilmiştir.
</description>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3780">
<title>“Bu hakîr esîr iken”: Hasan Esîrî’nin Mi’yârü’d-Düvel ’inde Ben Anlatısı İzleri</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3780</link>
<description>“Bu hakîr esîr iken”: Hasan Esîrî’nin Mi’yârü’d-Düvel ’inde Ben Anlatısı İzleri
İnan, Göker
Her milletin “ben” algısı ve bunu ifade şekli kendi kültür havzasında şekillenir. Bireylerin doğup büyüdükleri ve yetiştikleri muhit her konuda olduğu gibi kendilerini ifade biçimlerinde de temel bir etkiye sahiptir. XVII. yüzyılın son yarısı ile XVIII. asrın ilk yarısında yaşamış ve Osmanlı toplumunun bir ferdi olarak yetişmiş olan Hasan Esîrî de (ö. 1731-32’den sonra) bize bu konuda malzemeler sunan yazarlardandır. Gerek hayatı gerekse de kaleme aldığı genel bir tarih ve coğrafya kitabı olan Mi’yârü’d-Düvel ve Misbârü’l-Milel adlı eseriyle ilgi çekici bir şahsiyet olan Esîrî, bu eserinde kaynaklardan topladığı bilgilerin yanında yeri geldikçe gördüklerini, başından geçenleri ve edindiği tecrübeleri “bu hakîr” veya “bu fakîr” gibi ifadelerle paylaşmıştır. Eser başından sonuna kadar bir “ben-anlatısı” olmadığından söz konusu hususlar daha çok satır aralarında izlenebilmektedir. Bu makalede Hasan Esîrî’nin kendisini anlattığı notlardan yola çıkılarak hem karakteri hem de görüştüğü kişiler bağlamında ben anlatısına dair ipuçları yakalanmaya çalışılacaktır.
</description>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3779">
<title>Osmanlı Kadın Ben-Anlatılarının Kadın Tarihi Çalışmalarında Kullanım Değeri</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3779</link>
<description>Osmanlı Kadın Ben-Anlatılarının Kadın Tarihi Çalışmalarında Kullanım Değeri
Şirin, İbrahim
Bu çalışmamızda toplumsal hayatta temsil edilmeyen tarihyazımında da kendine yer bulamamış madun Osmanlı-Türk kadınının hatıra ve günlüklerinin tarih yazımında tarihçiye neler söyleyebileceğini irdeleyeceğiz. XIX. ve XX. yüzyıl Osmanlı kadın anlatılarının bir envanteri çıkarılmadığından sanılanda daha çok bir anlatı ile karşı karşıya olduğumuz bir vakıadır. Pek çok anlatı gerek yazma kitapları arasında gerekse ailelerin elinde gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir. Tanzimat dönemi ile erkek çocuklar yanında kız çocukların okutulmasının önemi kavranmış, devlet kız çocukların okuması yönünde kanunlar çıkarmış, Cevri Usta Kız Rüştiye’sinin ardından 1870’te açılan Darulmuallimat (kız öğretmen okulu) kız çocukların okur yazar oranının artışında etkili olmuştur. 1890’larda kadınların gazete ve dergilerde yazı yazmaları, şair ve roman yazarı olarak adlarını duyurmaları; kadınların kamusal alanda görünürlüğünü artırdı. Yurt dışına okuması için gönderilen kadınlar, Arnavutköy Amerikan Kız Mektebi (Robert Kolej) gibi okullarda okuyan kızlar Avrupa’da yükselen kadın hakları savunucuları ile temasa geçmiş, kadın haklarını savunan kadınların sayısı gittikçe artmaya başlamıştır. Yazıyı toplumsal varoluşlarının bir aracı olarak gören kadınlar kendinden bahseden günlük ve hatırlar kaleme almaya başladılar. Hatıra yazarlarının toplumsal kökenlerine bakıldığında saray ve saray çevresi kadınlar, yüksek bürokratların iyi eğitim almış kızları, Darulmuallimat’tan mezun öğretmen, şair, ressam besteci, gazeteci, yazar oldukları görülür. Hatıra yazarı kadınların büyük bir kısmı birbirini tanımaktadır. Gazetede yazılar yazmaları, aynı okulda öğretmenlik yapmaları, aynı cemiyetlerde çalışmaları onları birbirine yakınlaştırmıştır. Mütareke dönemi İstanbul’u yazar kadınları ülkeyi düşman işgalinden kurtarma çatısı altında birleştirdi. Kadınlardan geriye kalan anlatıların izi sürülerek ihmal edildikleri tarihyazımı alanına hak ettikleri biçimde yer almaları sağlanabilir.
</description>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item rdf:about="https://hdl.handle.net/20.500.12723/3778">
<title>Bir Dava Vekilinin Anılarına Bakmak: Eyübzâde Medmed Hamdi’nin Safahât-ı Hayatım Adlı Hatıratı</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12723/3778</link>
<description>Bir Dava Vekilinin Anılarına Bakmak: Eyübzâde Medmed Hamdi’nin Safahât-ı Hayatım Adlı Hatıratı
Eken, Emre
Son dönem Osmanlı’sında hatırat yazımı artış göstermiştir. Yönetici, asker veya hemen her statüden Osmanlı/Cumhuriyet vatandaşı hayatını yazmıştır. Buna karşılık geç Osmanlı, erken Cumhuriyet evresinde avukatların hatırat yazmakta cimri davrandıkları göze çarpar. Bu makale, bilinen ilk avukat hatıratı olma özelliğine sahip Eyübzâde Mehmed Hamdi’nin 1852 ile 1909 tarihleri arasını kapsayan “Safahât-ı Hayatım”ını konu edinmektedir. Mehmed Hamdi, ruhsatnameli bir dava vekilidir ve bu mesleğe girmeden önce farklı işlerle meşgul olmuştur. 1930 yılında kaleme aldığı hatıratına hayatının her evresini eklemiş, dava vekiliyken girdiği davaların bazılarına dair detaylar vermiştir. Bu yönüyle sadece bir avukat tarafından kaleme alınmış olması bakımından değil avukatlık mesleğine ilişkin bilgiler içermesi bakımından da kıymetlidir. Bu makalede hatıratın içeriği, Osmanlı arşiv belgeleri ve Trabzon kadı sicilleriyle karşılaştırılarak okunmakta ve Osmanlı çalışmalarının çeşitli alanlarına katkısı sorgulanmaktadır.
</description>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</rdf:RDF>
